İngilizce Öğrenmek için Yetenek-Sizsiniz Türkiye - Bölüm 2

İngilizce Öğrenmek için Yetenek-Sizsiniz Türkiye

Şuradan geldiniz;
 
Şuradasınız; 
İngilizce Öğrenmek için Yetenek-Sizsiniz Türkiye – Bölüm 2

1. Yabancı Dil Öğrenme Kaygısı

Sadece ülkemizde değil tüm dünyada bu kaygıyı besleyen pek çok öğrenci var. Oluşmasının en büyük sebeplerinden biri sınıfların dil öğrenimi için doğal ortamlar olmaması. Yani bu kaygı genel olarak okul ortamlarında oluşuyor. Çok az İngilizce bilen birini İngiltere’de bir caddeye bıraktığınızda yiyecek satın almak, varmak istediği yere yolculuk yapmak gibi çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanmak zorunda kaldığı dile yönelik herhangi bir kaygı duymadan derdini anlatmaya çalışabilir, aynı kişiyi sınıf ortamına soktuğunuzda ise, hata yapmak, gülünç duruma düşmek, akranları veya öğretmeni tarafından düzeltilmek, sınıf arkadaşlarının gerisinde kalmak, düşük not almak gibi endişelerle derse karşı olumsuz duygular geliştirip kendi öğrenme sürecini baltalayabiliyor.

Hiç duşta şarkı söylediniz mi? O şarkının sözlerini öğrenirken veya komşulara sunmadan önce müzikal yeteneğiniz olup olmadığını sorgulamış mıydınız? Belli ki benim komşum hiç sorgulamamış :) ancak şarkı söylüyor. Kendine gerçek olmayan psikolojik engeller koymamış. Şarkıyı duymuş, keyif aldığı için de ya başaramazsam ya yanlış söylersem kaygısı taşımadan doğal yolla öğrenmiş, banyonun büyülü akustiğinden istifade de pratik yapıyor. Kontrol kendisinde.

Belirsizlik, ders esnasında ne durumda kalacağını bilemeyen öğrenciler arasında kendilerini güvende hissetmedikleri için kaygı ve derse katılma konusunda isteksizlik yaratabiliyor. Bu konuda yapılmış pek çok araştırma var. Öğrencilerin cinsiyeti, ekonomik durumları, okul çağındakiler için ebeveynlerinin bir yabancı dil bilip bilmemesi veya mesleği gibi değişkenlerin bu kaygının oluşmasında rolü neredeyse yok ancak öğrenim gördükleri kurumların çok büyük rolü var gibi görünüyor.

Türkiye’de ise okul çağında öğrenci velilerinin özellikle özel okullardan büyük yabancı dil beklentisi ile öğrenciler üzerinde - bilinçli veya değil - kurdukları baskı, çoğu kurumda hala sürdürülen geleneksel eğitim ve idarecilik anlayışı (öğretmenin ders anlatıp, sonrasında değerlendirme yaptığı, öğrencinin ise dinleyerek pasif kaldığı, öğrencilerin hatta öğretmenlerin fikir ve ihtiyaçlarının okul idaresince çok gündeme alınmadığı, istenmeyen davranışların küçük düşürücü şekilde cezalandırıldığı sınıf ve okul ortamı), önlenemeyen akran zorbalığı ve çok acı ama mesleki olarak yetersiz veya yaşam ve çalışma koşulları sebebiyle öğrencilerine gerekli özeni sunabilecek bilgisi, zamanı veya motivasyonu olmayan öğretmenler de bu kaygının dolayısı ile yabancı dil sınıflarında başarısızlığın zeminini hazırlıyorlar.

Şunu bilmeliyiz ki yabancı dil ideal olarak doğal yollardan öğrenilir. Bir bebeğin ana dilini, maruz kalarak o kültürün düşünme şekli içerisinde öğrenmesi ve sonra okul çağına geldiğinde okuma yazma ile başlayıp dilbilgisi dersleri ile mükemmelleştirmesi süreci yabancı dil için de uygulanabilirse ortada kaygı falan kalmaz; mutlu öğrenme ortamları, mutlu öğrenciler ve başarı getirir.

Ancak biz kendi anadilinde okuma yazmayı yeni sökmüş çocuğa İngilizce gramer kuralları dikte eder eğlenceli aktivitelerden mahrum edersek alacağımız en iyi sonuç birkaç cümle yapısı ve kelime ezberlemiş, hayli canı sıkılmış ve artık hayat boyu İngilizce derslerinden kaytarmaya bakacak bir öğrenci olacaktır. Okul ve sınıf ortamları dil öğrenmek için doğal ortamlar olmadığından, yabancı dil sınıflarını, sınıf dinamiklerini, sınıflarda kullanılacak eğitim metot ve materyallerini öğrencilerin kendilerini iyi hissedecekleri, keyif alacakları ve etkili bir eğitim sunacak şekilde düzenlemek, öğrencilerin aktif katılımını teşvik etmek, hata yapmaktan çekinmemelerini, hatta hatalar yoluyla da öğrenmelerini sağlamak gerekir. Öğretmenin sürekli tahtada ders anlattığı, öğrencilerin de çıt çıkarmadan put gibi oturup not aldığı bir ders, bana öğretmenin sınıf hakimiyetini sağladığı ideal bir dil öğrenme ortamı gibi görünmez. Dil şarkılar söyleyip dans eden öğrencilerin olduğu drama, oyun, tartışma ve sosyalleşme alanlarında öğrenilir. Yani yabancı dil sınıfları zaman zaman biraz gürültü yapmıyorsa öğrenciler sıkılıyor ve de etkili bir öğrenme gerçekleşmiyor demektir. Ve lütfen bu önerimi kuralsızlıktan ayıralım, hedef kazanımların tümünü belirli bir denge ve düzen içerisinde verebilecek doğal öğrenme ortamları yaratmaktan söz ediyorum.

İngilizce Öğrenmek için Yetenek-Sizsiniz Türkiye

Kaygının büyük oranda giderilmesi için öğrencilerin derse neyle karşılaşacaklarını bilerek gelmelerini sağlamak da önemlidir. Öğretmenin günlük veya haftalık takip edeceği ders planını öğrencileriyle önceden paylaşması mutlaka etkili olacaktır. Ve bir yabancı dil öğretilirken öğrenciler o dilin kültürüne de aşina hale gelmeli, öğrenim sürecinde kendi dil ve kültürleri ile kıyastan kaçınacak şekilde hedef dilin kültürü içerisinde düşünmeye başlamaları sağlanmalıdır. Zaten bugün geldiğimiz global dünya düzeninde bunun için pek çok yol mevcut. Amerikan dizileri izleyerek büyüyen bir nesil için zor olmayacaktır.

Tüm bunları yeteneğe nasıl bağlayacağım? Öğretmenlik yapmaya bir dil kursunda yetişkin gruplarla başladım. Çoğu öğrencim neredeyse sıfır İngilizce bilgisine sahipti ve sohbetlerimiz esnasında sık sık “Benim İngilizce’ye yeteneğim yok.”; “Ben okulda da kaç sene İngilizce gördüm, bir kelime öğrenemedim.”; “Lise öğretmenim de yeteneksizsin demişti.”; “İngilizce öğretmenimi hiç sevmezdim, ondan öğrenemedim.”; “Ben biraz anlıyorum ama konuşmaya çekiniyorum.” gibi cümleler kuruyor sonrasında da ne mutlu ki dersimizi övüyorlardı. Şu bir gerçek ki o dil kursu yetişkinlerin zaten kendi kararı ve motivasyonu ile geldiği bir ortamdı ve dolayısı ile kaygı zaten minimum düzeydeydi. Öğrenciler, özellikle diğer derslerde belli bir başarıya sahip olup da yabancı dil derslerinde başarılı olamayanlar, geliştirdikleri yabancı dil öğrenme kaygısını “yeteneksizlik” olarak değerlendiriyor ve kendilerini yıllarca bu gerçek olmayan engelle öğrenmekten alıkoyuyorlar, ta ki kariyerinde ilerleme, yurt dışı seyahati, vs. gibi yeni bir deneme ihtiyacı doğana kadar. Halbuki yaşımız ilerledikçe hem öğrenme hızımız düşmeye hem de sorumluluklarımız artmaya başlıyor, çalışma yapmaya yeterli vakti ayıramayabiliyoruz ve öğrenme süremiz de uzayabiliyor. Ne kadar boş yere ne büyük bir vakit kaybı değil mi?

Ve bir de tüm koşullar sağlansa dahi yabancı dil öğrenmekte güçlük yaşayanlar var, bu grup için kaygı ve motivasyon eksikliği bir sebep değil sonuç olarak ortaya çıkıyor ve yine burada da bir “yeteneksizlik”ten bahsetmeyeceğiz.

You Might Also Like

0 comments

Merhaba, merhaba?

Yabancı dil eğitimi üzerine paylaşacağım çok şey var. Bunlardan ikisi;
Eğitim şart.
Ve İngilizce, öğrenmesi en kolay dillerden biri.
Devamını yazıyorum :) Takipte kalın! ♡